PAYLAŞ

Ünlü oyuncu Nurgül Yeşilçay, biraz önce instagram’da bir fotoğraf paylaştı ve altına, bütün gün Eminönü’nde kamuflajlı bir şekilde dolaştığını yazdı.

Muhteşem Yüzyıl-Kösem dizisinin çekimleri bugün yapılmadı demek ki. Nurgül Yeşilçay da bunu fırsat bilerek, İstanbul’un tarihi semti Eminönü’nde gezintiye çıktı.

Oynadığı dizideki İstanbul’u merak edip, tarihin derinliklerine doğru bir zaman yolculuğu yapmak isteyen Nurgül Yeşilçay, sanıyoruz önce Sultanahmet’e gitti, oradan da Mahmutpaşa yoluyla Eminönü’ne indi. Mısır Çarşısı’nı dolaştı.

İstanbul’u İstanbul yapan tarihi yapılarını inceleyen Nurgül Yeşilçay, bol bol alışveriş de yaptı.

Sipahi (Arasta) Çarşısı

Arasta el sanatları türünden çeşitli eşyaların satıldığı çarşıdır. Arasta Pazarı (Arasta Baza-ar) diye adlandırılan çarşı Sultan Ahmet Külliyesi’nin bir uzantısı olarak inşa edilmiş. Çarşı, Sultan Ahmet Külliyesi’nin güney tarafında bulunuyor. Çarşı, Osmanlı döneminde meydana gelen büyük yangınlarında tahrip olmuş, uzun süre harabe halinde kalmış. Bir süre gecekondular tarafından işgal edilen çarşı 1980’li yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından boşaltılarak restore edilmiş ve yeniden faaliyete sokulmuş. Bugün tarihi çarşıda, elde dokuma antika halılar ve çeşitli turistik eşyalar satılıyor.

Mısır Çarşısı

İstanbul’un ikinci büyük kapalı çarşısı unvanını taşıyan Mısır Çarşısı, Eminönü’nde bulunan Yeni Cami Külliyesi’nin bir parçası olarak 1663-64 yılında inşa edilmiş. Mimarı, Osmanlı tarihinde yapımı en uzun süren cami olarak tanınan (60 yıl) Yeni Cami’nin inşaatını tamamlayan Hassa Başmimarı Mustafa Ağa’dır. IV. Mehmet’in annesi Hatice Turhan Sultan tarafından Yeni Cami’ye vakıf olarak yaptırılmış. 1691 ve 1940 yıllarında geçirdiği iki büyük yangında önemli ölçüde hasar gören çarşı son şeklini 1940 yılında İstanbul Belediyesi tarafından gerçekleştirilen restorasyonda almış. İlk dönemlerde çarşıya “Valide Çarşısı” ya da “Yeni Çarşı” adı verilmiş. Ancak daha çok Mısır’dan getirilen malların satıldığı bir yer olması nedeniyle 18. yüzyılın ortalarından itibaren Mısır Çarşısı olarak anılmaya başlanmış. Mısır Çarşısı’nın da iki ana kapısı Eminönü ile Sultanhamam arasında bağlantı kurar. Yan kapıları ise Yeni Cami, Tahtakale, Mercan, Yemiş İskelesi ve Süpürgeciler’e çıkış verir. Çarşının, bugün kullanılmayan 6 kapısı var. Mısır Çarşısı, başlangıçta aktarlar ile pamukçu ve yorgancılara tahsis edilmişken özellikle 70’li yıllardan itibaren aktar dükkânlarının yerine kuyumcu, kasap, kuruyemişçi, manifaturacı, kunduracı dükkânları açılmış.

OKU ➤  Oscar'a da yaptı esprisini!

Kapalıçarşı

İstanbul’un en eski çarşılarından biridir Kapalıçarşı. Nuruosmaniye ile Beyazıt Camileri arasındaki geniş alana kurulmuş çarşının aslı, Fatih Sultan Mehmet tarafından fetihten hemen sonra Ayasofya Camii’ne gelir sağlamak amacıyla inşa edilmiş olan 2 taş bedestenden oluşuyor. Kapalıçarşı’nın Fatih tarafından kurulan iki bedesteni, Cevahir ve Sandal Bedesteni olarak biliniyor. Kapalıçarşı da, İstanbul’daki birçok tarihi yapı gibi, zaman zaman İstanbul’un büyük yangınlarında ve depremlerde hasar görmüş ve defalarca onarılmış. Kapalıçarşı, 30,7 hektarlık bir alanı kaplıyor ve 61 sokaktan oluşuyor.

Yaklaşık 1500 metrekarelik bir alana kurulu olun İç bedesten ile 1300 metrekarelik bir yer kaplayan Sandal Bedesteni çarşının yarı müstakil bölümleridir. Çarşının çevresi hanlarla çevrilidir. Binlerce dükkanın bulunduğu Kapalıçarşı içindeki 61 sokak ve caddenin çoğu, Fesçiler, Serpuşçular, Tuğcular, Feraceciler, Perdahçılar, Terlikçiler, Kuyumcular, Aynacılar, Kalpakçılar gibi, mesleklere göre isimlendirilmiş.

3 binden fazla dükkanın bulunduğu Kapalıçarşı ‘yı her gün mevsimine göre 250 bin ile 400 bin kişi ziyaret ediyor Kaybolmaya yüz tutmuş birçok mesleği, kendisine has kültürüyle yaşatan Kapalıçarşı dünyanın en eski, en büyük ve en çeşitli üretimlerinin sergilendiği bir mekandır. Geçmişteki canlılığını koruyan Kapalıçarşı, İstanbul’a gelen ünlü ve ünsüz birçok yabancının ilgi odağı oldu. Batılı yazarlar, seyahatname ve anılarında Kapalıçarşı’ya geniş yer ayırdı.

Sahaflar Çarşısı

Sahaflar Çarşısı, İstanbul’un, Osmanlı döneminden bugüne kadar yaşayabilmiş en eski kitapçı çarşısıdır. Çarşı, Kapalı Çarşı’nın Fesçiler Kapısı ile Beyazıt Camii arasında yer alıyor. Çarşıda, Osmanlı döneminde, medreselerin çevrelerinde medrese öğrencilerinin ihtiyaçlarını karşılayan sahaf dükkânları bulunuyordu. Kapalı Çarşı’nın inşaatı 1460’larda tamamlandığında, çarşıdaki dükkânların bir kısmı da sahaflara tahsis edildi. Sahafların Kapalı Çarşı’dan çıkıp bugün bulundukları yere taşınmalarının sebebi, 1894’te olan büyük İstanbul depreminde Kapalı Çarşı’da meydana gelen büyük yangındı. Sözcük anlamıyla “sahaf” elden düşme kitap alıp, satan kişidir. Sahaflık, medrese öğrencilerinin 15 ve 16. yüzyıllarda Fatih ve Beyazıt gibi büyük camilerin etrafında kitap alım satımı yapmaları ile başladı. Eskiden sahaflar Kapalı Çarşı’nın içinde şimdi yorgancıların bulunduğu yerdeydi. En kıymetli yazmaların, minyatürlü kitapların pazarıydı burası. Evliya Çelebi ‘ye göre burada elli kitapçı dükkânı ve üç yüze yakın çalışan vardı. Sahaflar, bugün meslek odaları ya da dernek olarak adlandırılan, belli bir iş kolunda usta, kalfa ve çırakları içinde bulunduran Sahaflar Loncası’na bağlıydı. Sahaflar çırak, kalfa, ustalık dönemlerini geçirmek zorundaydılar. Sahaf dükkânları diğer esnaf dükkânları gibi dua ile açılır, dua ile kapanırdı.

OKU ➤  Ekranda eş arayan Hanife gözyaşlarına hakim olamadı

Osmanlı yaşantısında her loncanın, her esnaf grubunun bir piri vardı. Sahafların da piri ilk kitapçılardan olduğu söylenen Basralı Abdullah Yetimi Efendi’dir. O dönemde yazma kitaplar bugünkü tabirle moda olduğu için sahaflar etrafında genellikle hattatlar, mücellitler, müzehhepler, kâğıtçılar, kalemtıraşçılar, mürekkepçiler organize olurdu. Sahaflar Kâhyası’nın dükkanındaki kitapların mezadı cuma ve salı günleri yapılırdı. Nadide kitaplar elden ele dolaşır, meşhur mezatlara işten anlayanlar, kitap sevenler katılırdı. Bohçacı adı verilen bazı kimseler de nâdir yazmaları, minyatürlü nüshaları çok para karşılığı kitap meraklılarının konaklarına götürüp satarlardı. İbrahim Müteferrika 1920’li yıllarda matbaayı, Osmanlı’nın hizmetine sunmasıyla XVI. yüzyılın sonlarında Cevheri’nin yazıp, Müderris Mehmet Efendi’nin Arapça’dan Osmanlıcaya çevirdiği Vankulu Lügati, 1727 yılında ilk basılan kitaplar arasında yerini alıyor. Türkiye’ye matbaanın gelmesine karşılık, Sahaflar uzun süre basılı kitaba ilgi göstermedi. Dükkânlarının yanındaki hattatlara yazmaları çoğalttırmaya devam ettiler.

Geçmiş günlerin sahafları kitap meraklılarının, yazarların, bilim adamlarının sık sık uğradıkları sohbet ettikleri, edebi ve ilmi yerlerdi. Eski sahaf ustalarının çok belirgin bir özelliği de; kitabı parayı çok verene değil, o konunun ilgilisine satmalarıydı.

BİR CEVAP BIRAK

Yorumunuzu girin
Adınızı buraya yazın