PAYLAŞ
89. Oscar Ödülleri için aday gösterilen Hollywood’un yıldız isimleri, özel hayatlarına dair en dikkat çeken detayları Vogue Türkiye Şubat sayısına anlattılar. İşte Oscar adaylarının bilinmeyenleri…

Emma Stone (La La Land)

Gerçek adım Emily Stone ancak mesleğe başladığımda bu ismin başka bir aktris tarafından da kullanıldığını öğrendim, bu yüzden, kendime yeni bir isim bulmam gerekti. 16 yaşında bir genç kız için ilginç bir deneyim tabii bu. “Riley Stone” olmaya karar verdim neticede, altı ay kadar da bu ismi kullandım. Malcolm in the Middle dizisinde konuk oyuncu olduğum günlerden bir gün, sette “Ridley” diye birini çağırıyorlar durmadan, bense hiç üzerime alınmıyorum. Sonra aklım başıma gelince neden Riley adıyla devam edemeyeceğimi anladım ve Emma’da karar kıldım. Emily olmayı özlüyorum, kendi adımı geri alabilmeyi çok isterdim.

Ruth Negga (Loving)

Mildred Loving rolü için seçmelere girerken karakterin içinde kaybolmam gerektiğini hissettim ve ilk kez bir seçmeye özel kıyafetle gittim. Yazlık elbisemle kapıdan girdiğimde, herkes Mildred gelmiş gibi hissetmeliydi. Bir yıl sonra rolü aldığımı öğrendim. Cannes Film Festivali’ndeki galada, Palais’nin merdivenlerinden mükemmel makyajımla çıktım. İnerken ise rimelim yüzüme damlıyordu, öylesine duygusal bir deneyimdi. Düşünebildiğim tek şey, burnum elbiseme akmadan bir mendil bulabilmekti.

Cassey Affleck (Manchester by the Sea)

Eskiden beri ağlatan filmleri severdim, şimdi sanırım hepsinde ağlıyorum. Bundan pek hoşnut olduğumu söyleyemem. Hayatta ağlamak için gerçek nedenlerimiz zaten pek çok. Babamın evinde, yerde oturup siyah beyaz televizyonda ‘Fil Adam’ı seyrettiğimi hatırlıyorum. “Ben hayvan değilim” diye başlayan konuşma beni hıçkırıklara boğmuştu. O film tam bir gözyaşı sağanağıdır, üzerimde büyük etkisi olmuştur. Aktörlükte neyin mümkün olduğuna dair standartlarımı belirlememde kaynağımdır diyebilirim.

OKU ➤  Oscar'a da yaptı esprisini!

Natalie Portman (Jackie)

Jackie Kenndey’yi oynamak oldukça ürkütücü. Bu yüzden başlarda çok gergindim ve derinlemesine araştırmalara giriştim. Özgeçmişiyle ilgili yazılanların hiçbiri çok da işe yarar kaynaklar değil ancak tarihçi Arthur Schlesinger ile yaptığı röportajlar benim için çok yararlı oldu. Schlesinger görüşmeleri tüm detayıyla kaydetmiş, Jackie’nin sesini duyuyorsunuz. Zekası, espri anlayışı, kızgın olduğu şeyler hemen anlaşılıyor. Bu dönemde kostüm ve makyaj provalarına da gidiyordum. Jackie peruğunu taktığım anda, fiziksel ve duygusal özellikleri birleşti sanki üzerimde. Saç şekli o kadar ikonik ki doğru yapıldığında zaten hemen Jackie’yi görüyorsunuz. Gerçekte ona benzemesem de kendimi hep onun bedenindeymişim gibi hissettim.

Michael Shannon (Noctural Animals)

Sevişme sahnesi çekmenin sevişmekten farkı yok, sadece zevk almıyorsunuz. Korku, çekince, gerginlik, üzüntü, yalnızlık duygusu, yani seks sırasında hissedeceğiniz her şey var, yalnızca keyif yok.

Mahershala Ali (Moonlight)

Moonlight’taki karakterim Juan, kameraların önünde ölmüyor. İzleyiciler neden ve nasıl öldüğünü hiç öğrenemiyorlar. Babamı 20 yaşındayken kaybettim, benden kilometrelerce uzakta yaşasa da çok yakındık. Ölümünden sonra, gerçek anlamda yas tutup bu kaybın etkisini üzerimden atabilmem için üç yıl geçmesi gerekti. Moonlight’ta da aynı şey oluyor. Juan’ın yokluğu yüreğinize ve zihninize takılıp kalıyor.

Jeff Bridges (Hell or High Water)

Yıllar önce yaptığım bir röportajda, bana büründüğüm rolleri setin dışına da taşıyıp taşımadığım, eve gittiğimde kendim olup olmadığım sorulmuştu. Ben, canlandırdığım karakterlerin normal hayatımı etkilemediğini söylediğimde, odada bulunan karım kahkaha attı. Meğer o sıralar oynadığım, insanları diri diri gömmek gibi korkunç yöntemlerle öldüren acımasız, psikopat adam rolünün evde yansımaları olmuş, o süreçte birlikte yaşanması çekilmez biri haline gelmişim.

OKU ➤  2017 Oscar ödülleri! Tepkileri böyle oldu

Andrew Garfield (Hacksaw Ridge / Silence)

Silence filminde bir rahibi oynamanın en yoğun tarafı sürekli dua etmekti. Daha önceden hiç dua ettiğimi hatırlamıyorum. Ancak bu film sayesinde ulvi bir güçle bağlantı kurdum, adına ister Tanrı ister sevgi deyin. Dua etmek bana çok doğal gelmeye başladı, aslında hepimizin her zaman, bir şekilde dua ediyor oluşumuzun farkına vardım. İnadet etmek ve uhrevi bir güçle bağ kurmak insani bir içgüdü. Modern çağın kültürü ne yazık ki bizi gerçek olmayan, boş şeylere tapınmaya zorluyor. Bir yıl boyunca önümüzde neye özlem duyduğumuza ve bu özlemi gidermek için nereye gidebileceğimize, ne yapabileceğimize ilişkin araştırmalar yaptım. Aslında günlük hayatımızda evrenden gelen işaretlerle sürekli karşılaşıyoruz ancak başımızı telefonlarımızdan kaldırmaya zaman bulamadığımızdan, onları göremiyoruz.

Naomi Harris (Moonlight)

Rol yapmaya meraklı bir çocuktum, aynanın önünde durup ağlamaya çalışırdım, değişik aksanlarda konuşmayı denerdim. Genellikle hayal dünyasında yaşardım ve Michael Jackson da bu dünyaya sık sık konuk olurdu. Beni yaşamakta olduğum hayattan kurtaracak prensimdi o. İkimizi evlenirken gösteren resimler çizerdim sonra da onun hayran kulübüne gönderirdim. Okul çıkışında beni kapıda karşılayıp mutlu bir dünyaya kaçıracağını hayal ederdim. Kendimi hep Peter Pan karakterine benzetirim, Michael da bu ruhun beden bulmuş haliydi. O benim prensimdi.

Dev Patel (Lion)

Slumdog Millionare’de başrole hak kazandığımda 17 yaşındaydım. Filmin galasında, kırmızı halıda, annemle Londra’dan aldığımız berbat bir takım elbise ve okul ayakabımlarımla boy gösterdim. Rol arkadaşım Freida Pintoise muhteşem görünüyordu. Onun yanında durmamın fotoğraflarda kötü bir etki yaratacağını söylediler ve hemen üstümü başımı, görünüşümü düzelttiler. Pretty Woman gibi bir deneyimdi.

OKU ➤  2017 Oscar ödülleri! Tepkileri böyle oldu

Nicole Kidman (Lion)

40 yaşıma bastığımda, eşim Keith Urban beni Avustralya’da bir tepeye götürdü ve orada oturup beklememi istedi. Bana özel havai fişek gösterisi hazırlatmış. Yalnızca ikimiz için. Çok baştan çıkarıcı bir hediyeydi doğrusu.

Aldığım ilk öpücüğü de hatırlıyorum. Okuldan kaçıp The Shining filmini izlemeye gitmiştik. Orada öpücükten başka yaramazlıklarımız da oldu, filmin çoğunu seyredememiştim.

İnsanların bir şeyler vaat edip yapmamalarına çok takılıyorum. Bir de eşim telefona cevap vermediğinde sinirleniyorum, bu çok fena ama ne yapayım ki böyleyim. Cevap verene dek arayıp duruyorum, her arayışımda daha da telaşa kapılıyorum. İdare edilmesi zor bir insanım galiba.

Geçen yıl Room filmini seyrettiğimde resmen mahvoldum. Yaşlandıkça daha duygusallaşıyorum ve savunmasız kalıyorum, o yüzden hayatıma sokacağım herkesi ve her şeyi dikkatli seçmeliyim.

Viggo Mortensen (Captain Fantastic)

Kadınların erkeklerden daha iyi oyuncu olduğunu düşünüyorum. Tarihe bakarsanız, erkeklerin yönetimindeki bir dünyada hayatta kalmak için hep farklı roller oynamak zorunda kalmışlar zaten. En iyi erkek aktörler, feminen taraflarıyla barışık olanlardır. Marlon Brando buna iyi örnektir.

Lucas Hedges (Manchester by the Sea)

Küçük bir çocukken en sevdiğim şey, film ve televizyon sitesi IMDb’ydi. Çocuk aktörlerle kendimi özdeşleştirir, onların doğum günlerini filan ezberlerdim. Aktör olmayı gerçekten çok istiyordum. Şimdi düşününce o aktörlerin doğum günlerini ezberlemek seri katillerin yapacağı bir davranışa benziyor, hiç de hoş değilmiş doğrusu.

BİR CEVAP BIRAK

Yorumunuzu girin
Adınızı buraya yazın